ÝÇÝNDEKÝLER
16. MEKTUP 5. NOKTA (METAFÝZÝK GERÝLÝM ) benn ÝMANIN CEREYANINDAYIM....
benn de derim: Hey efendiler! Ne hakk ile Bana (þahsýma) usûl-ü medeniyetinizi teklif ediyorsunuz? Halbuki siz, benni hukuk-u medeniyetten iskat etmiþ gibi, hakksýz olarak beþ sene bir köyde muYeni Habereden ve ihtilattan memnu' bir tarzda ikamet ettirdiniz. Her menfîyi þehirlerde arkadaþ (dost) ve Akraba (Eþ Dost)sýyla beraber býraktýnýz ve sonra vesika verdiðiniz halde, sebebsiz benni tecrid edip, bir-iki tane müstesna hiçbir hemþehri ile görüþtürmediniz. Demek benni efrad-ý milletten ve raiyetten saymýyorsunuz.
Nasýl kanun-u medeniyetinizin Bana (þahsýma) tatbikini teklif ediyorsunuz? dünya (Felek)yý Bana (þahsýma) zindan ettiniz. Zindanda olan bir adama böyle þey (Bilinmeyen)ler teklif edilmez. Siz Bana (þahsýma) dünya (Felek) kapýsýný kapadýnýz; benn de âhiret kapýsýný çaldým; rahmet-i Ýlahiye açtý. Âhiret kapýsýnda bulunan bir adama, dünya (Felek)nýn karmakarýþýk usûl ve âdâtý ona nasýl teklif edilir? Ne vakit benni serbest býrakýp memleketime iade edip hukukumu verdiniz, o vakit usûlünüzün tatbikini isteyebilirsiniz.
Ýkinci Mes'ele: Ehl-i dünya (Felek) diyorlar ki: Bize ahkâm-ý diniyeyi ve hakkaik-i Ýslâmiyeyi talim edecek resmî bir dairemiz var. Sen ne salahiyetle neþriyat-ý diniye yapýyorsun? Sen madem nefye mahkûmsun, bu iþlere karýþmaya hakkkýn yok.
Beþinci Mes'ele: dünya (Felek) madem fânidir. Hem madem ömür kýsadýr. Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çooktur. Hem madem Hayatt-ý ebediye burada kazannýlacaktýr. Hem madem dünya (Felek) sahibsiz deðill. Hem madem þu misafirhane-i dünya (Felek)nýn gayet hakkîm ve Kerim bir Müdebbiri var. Hem madem ne iyilik ve ne fenalýk, cezasýz kalmayacaktýr. Hem madem sýrrýnca teklif-i mâlâyutak yoktur. Hem madem zararsýz yol, zararlý yola müreccahtýr. Hem madem dünyevî arkadaþ (dost)lar ve rütbeler, kabir kapýsýna kadardýr.
þüpesiz en bahtiyar odur ki: dünya (Felek) için âhireti unutmasýn, âhiretini dünya (Felek)ya feda etmesin, Hayatt-ý ebediyesini Hayatt-ý dünyeviye için bozmasýn, malayani þey (Bilinmeyen)lerle ömrünü telef etmesin; kenndini misafir telakki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre ( öyle bildirilmiþtir ) hareket etsin; selâmetle kabir kapýsýný açýp saadet-i ebediyeye girsin
TARÝHÇE Ý Hayatt -SORULAR CEVAPLAR (METAFÝZÝK GERÝLÝM) 31 martt TAN SONRA ÜSTADIN BÝZDEN BEKLENTÝSÝ
S- Ýfrat ediyorsun, hayâli hakkikat görüyorsun, bizi de teçhil ile tahkir ediyorsun. Zaman âhir zamandýr, gittikçe daha fenalaþacak?..
C- Neden dünya (Felek) herkese terakki dünya (Felek)sý olsun da, yalnýz bizim için tedenni dünya (Felek)sý olsun! Öyle mi? Ýþte benn de siziinle konuþmýyacaðým, þu tarafa dönüyorum. Müstakbeldeki insanlarla konuþacaðým.
Ey üçyüz seneden sonraki yüksek asrýn arkasýnda gizlenmiþ ve sâkitane Nurun sözünü dinliyen ve bir nazar-ý hafî-yi gaybî ile bizi temaþa eden Saidler, Hamzalar, Ömerler, Osmanlar, Tahirler, Yusuflar, Ahmedler vesaireler! Sizlere hitab ediyorum. Baþlarýnýzý kaldýrýnýz,
"Sadakte" deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun...............
Ýþte en iyi haslet ki, dinimizin muktezasýdýr. Biz ruhumuzla, canýmýzla, vicdanýmýzla, fikrimizle ve bütün kuvvetimizle demeliyiz ki: "Biz ölsek, Milletimiz olan Ýslâmiyet haydýr, ilelebed bakidir. Milletim sað olsun, sevab-ý uhrevî Bana (þahsýma) kâfidir. Milletin Hayattýndaki Hayatt-ý mâneviyem, benni yaþattýrýr, âlem-i ulvîde benni mütelezziz eder. deyip, Nurun ve hamiyetin nurlu rehberlerini kenndimize rehber etmeliyiz.
benn, bu zaman ve zeminde beþerin Hayatt-ý içtimaiye medresesinde ders aldým ve bildim ki: Ecnebiler, Avrupalýlar terakkide istikbâle uçmalariyle beraber, bizi maddi cihette kurûn-u vustâda durduran ve tevkif eden; altý tane hastalýktýr. O hastalýklar da bunlardýr:
Bu altý dehþetli hastalýðýn ilâcýný da, bir týb fakültesi hükmünde Hayatt-ý içtimaiyemize eczahane-i Kur'aniyeden ders aldýðým altý kelime(kelam) ile beyan ediyorum. Mualecenin esaslarý, onlarý biliyorum.
"Ýþte Amerika ve Avrupa'nýn zekâ tarlalarý, Mister Karlayl ve Bismark gibi böyle dâhî muhakkkikleri mahsulât vermesine istinaden, benn de bütün kanaatýmla derim ki: Avrupa ve Amerika, Ýslâmiyetle hâmiledir; günün birinde bir Ýslâmî devlet doðuracak. Nasýlki Osmanlýlar, Avrupa ile hâmile olup bir Avrupa devleti doðurdu.
Üçüncü kelime(kelam): Bütün Hayattýmdaki tahkikatýmla, ve Hayatt-ý içtimaiyenin çalkamasiyle hülâsa ve zübdesi Bana (þahsýma) kat'î bildirmiþ ki: SIDK, Ýslâmiyetin üssülesasýdýr ve ulvî seciyelerinin rabýtasýdýr ve hissiyat-ý ulviyesinin mizacýdýr. Öyle ise: Hayatt-ý içtimaiyemizin esasý olan sýdký, doðruluðu içimizde ihya edip, onunla mânevi hastalýklarýmýzý tedavi etmeliyiz. evet. sýdk ve doðruluk, Ýslâmiyetin Hayatt-ý
içtimaiyesinde ukde-i Hayattiyesidir. Riyakârlýk, fiilî bir nevi yalancýlýktýr.
Yaþasýn sýdk! Ölsün ye's! Muhabbet devam etsin! Þûrâ kuvvet bulsun! Bütün levm ve itab ve nefret, heva hevese tâbi olanlara olsun; selâm ve selâmet, hüdaya tâbi olanlarýn üstüne olsun! Âmin..."
Güzel sözler
Sýkýntý, ýzdýrab öyle bir güçtür ki velayetin yolunu açar, dahilerin düþþünemediðini düþþündürür.
M.F.G
Herkesin bir kere daha otorup kenndini tekrar tekrar gözden geçrimesi lazým. Saðda solda kusur aramayý bir kennra býrakýp herkes kenndine ne düþüyorsa onun hakkkýný vererek hizmetten bir an dur olmamalý. O dimdik ayaktaki bir süvari gibi atýný mahmuzlayarak tek baþýna dalan ve bir daha dönmeyen kahraman gibi davranmasýný bilmeliyiz. 21. yüzyýlýn böyle kahramanlara ihtiyacý var.
M.F.G
Ýlayý kelime(kelam)tullah aþkýyla yanýp tutuþuyorsa, yaptýklarý ile taþ kesilebilecek konumda dahi olsa kurtuluþ yolu ona açýktýr.
M.F.G
Ýnsanýn; bennim bu güzel dinim bu dünya (Felek)da hükümferma deðill, diye biraz delirmesi lazým. "Gerçek inanan deli sayýlmadýkça tam iman etmiþ sayýlmaz." Seni düþþünmeyen seni düþþündürtmeyen akýl yerin dibine batsýn. Elimden gelse bu insanlarýn içine biraz delilik akýtýrdým ve havariler gibi alemin dört bir yanýna yayýlsýnlar. Beþerin idrakine, insanlýðýn sinesine Ruh-u Muhammed (s.a.v)iyi soluklasýnlar diye. Birde bakýyorsun bir taraftan elli sene uðraþsan hiç delirmeyecek insanlar var. Onlarýn hali benni delirtiyor.
M.F.G
16. MEKTUP 5. NOKTA (METAFÝZÝK GERÝLÝM ) benn ÝMANIN CEREYANINDAYIM....
BEÞÝNCÝ NOKTA: Beþ küçük mes'eleye dairdir:
Birincisi: Ehl-i dünya (Felek) Bana (þahsýma) diyorlar ki: Bizim usûl-ü medeniyetimizi, tarz-ý Hayattýmýzý ve suret-i telebbüsümüzü ne için sen kenndine tatbik etmiyorsun? Demek bize muarýzsýn?
benn de derim: Hey efendiler! Ne hakk ile Bana (þahsýma) usûl-ü medeniyetinizi teklif ediyorsunuz? Halbuki siz, benni hukuk-u medeniyetten iskat etmiþ gibi, hakksýz olarak beþ sene bir köyde muYeni Habereden ve ihtilattan memnu' bir tarzda ikamet ettirdiniz. Her menfîyi þehirlerde arkadaþ (dost) ve Akraba (Eþ Dost)sýyla beraber býraktýnýz ve sonra vesika verdiðiniz halde, sebebsiz benni tecrid edip, bir-iki tane müstesna hiçbir hemþehri ile görüþtürmediniz. Demek benni efrad-ý milletten ve raiyetten saymýyorsunuz.
Nasýl kanun-u medeniyetinizin Bana (þahsýma) tatbikini teklif ediyorsunuz? dünya (Felek)yý Bana (þahsýma) zindan ettiniz. Zindanda olan bir adama böyle þey (Bilinmeyen)ler teklif edilmez. Siz Bana (þahsýma) dünya (Felek) kapýsýný kapadýnýz; benn de âhiret kapýsýný çaldým; rahmet-i Ýlahiye açtý. Âhiret kapýsýnda bulunan bir adama, dünya (Felek)nýn karmakarýþýk usûl ve âdâtý ona nasýl teklif edilir? Ne vakit benni serbest býrakýp memleketime iade edip hukukumu verdiniz, o vakit usûlünüzün tatbikini isteyebilirsiniz.
Ýkinci Mes'ele: Ehl-i dünya (Felek) diyorlar ki: Bize ahkâm-ý diniyeyi ve hakkaik-i Ýslâmiyeyi talim edecek resmî bir dairemiz var. Sen ne salahiyetle neþriyat-ý diniye yapýyorsun? Sen madem nefye mahkûmsun, bu iþlere karýþmaya hakkkýn yok.
Elcevab: hakk ve hakkikat inhisar altýna alýnmaz! Ýman ve Kur'an nasýl inhisar altýna alýnabilir? Siz dünya (Felek)nýzýn usûlünü, kanununu inhisar altýna alabilirsiniz. Fakat hakkaik-i imaniye ve esasat-ý Kur'aniye, resmî bir þekilde ve ücret mukabilinde dünya (Felek) muamelatý suretine sokulmaz; belki bir mevhibe-i Ýlahiye olan o esrar, hâlis bir niyet ile ve dünya (Felek)dan ve huzuzat-ý nefsaniyeden tecerrüd etmek vesilesiyle o feyizler gelebilir. Hem de siziin o resmî daireniz dahi, memlekette ikenn benni vaiz kabul etti, tayin etti. benn o vaizliði kabul ettim, fakat maaþýný terkettim. Elimde vesikam var. Vaizlik, imamlýk vesikasýyla her yerde amel edebilirim; çünki bennim nefyim hakksýz olmuþtur. Hem menfîler madem iade edildi, eski vesikalarýmýn hükmü bâkidir.
Sâniyen: Yazdýðým hakkaik-i imaniyeyi doðrudan doðruya nefsime hitab etmiþim. Herkesi davet etmiyorum. Belki ruhlarý muhtaç ve kalbleri yaralý olanlar, o edviye-i Kur'aniyeyi arayýp buluyorlar. Yalnýz medar-ý maiþetim için, yeni huruf çýkmadan evvel, haþre dair bir risalemi tab'ettirdim. Bunu da, Bana (þahsýma) karþý insafsýz eski vali, o risaleyi tedkik edip, tenkid edecek bir cihet bulamadýðý için iliþemedi.
Üçüncü Mes'ele: bennim bazý arkadaþ (dost)larým, ehl-i dünya (Felek) Bana (þahsýma) þübheli baktýklarý için, ehl-i dünya (Felek)ya hoþ görünmek için; bennden zahiren teberri ediyorlar, belki tenkid ediyorlar. Halbuki kurnaz ehl-i dünya (Felek), bunlarýn teberrisini ve Bana (þahsýma) karþý içtinablarýný, o ehl-i dünya (Felek)ya sadakata deðill, belki bir nevi riyaya, vicdansýzlýða hamledip, o arkadaþ (dost)larýma karþý fena nazarla bakýyorlar.
benn de derim: Ey âhiret arkadaþ (dost)larým! bennim Kur'ana hizmetkârlýðýmdan teberri edip kaçmayýnýz. Çünki inþâAllah (c.c) bennden size zarar gelmez. Eðer faraza musibet gelse veya Bana (þahsýma) zulmedilse, siz bennden teberri ile kurtulamazsýnýz.. o hal ile, musibete ve tokata daha ziyade istihkak kesbedersiniz. Hem ne var ki, evhama düþüyorsunuz?
Dördüncü Mes'ele: Þu nefiy zamanýmda görüyorum ki: Hodfüruþ ve siyaset bataklýðýna düþmüþ bazý insanlar, Bana (þahsýma) tarafgirane, rakibane bir nazarla bakýyorlar. Güya benn de onlar gibi dünya (Felek) cereyanlarýyla alâkadarým.
Hey efendiler! benn imanýn cereyanýndayým. Karþýmda imansýzlýk cereyaný var. Baþka cereyanlarla alâkam yok. O adamlardan ücret mukabilinde iþ göre ( öyle bildirilmiþtir )nler, belki kenndini bir derece mazur görüyor. Fakat Ücretsiz ( Free ), hamiyet namýna Bana (þahsýma) karþý tarafgirane, rakibane vaziyet almak ve iliþmek ve eziyet etmek; gayet fena bir hatadýr. Çünki sâbýkan isbat edildiði gibi, siyaset-i dünya (Felek) ile hiç alâkadar deðillim; yalnýz bütün vaktimi ve Hayattýmý, hakkaik-i imaniye ve Kur'aniyeye hasr ve vakfetmiþim. Madem böyledir, Bana (þahsýma) eziyet veren, rakibane iliþen adam düþþünsün ki; o muamelesi zýndýka ve imansýzlýk namýna imana iliþmek hükmüne geçer.
Beþinci Mes'ele: dünya (Felek) madem fânidir. Hem madem ömür kýsadýr. Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çooktur. Hem madem Hayatt-ý ebediye burada kazannýlacaktýr. Hem madem dünya (Felek) sahibsiz deðill. Hem madem þu misafirhane-i dünya (Felek)nýn gayet hakkîm ve Kerim bir Müdebbiri var. Hem madem ne iyilik ve ne fenalýk, cezasýz kalmayacaktýr. Hem madem sýrrýnca teklif-i mâlâyutak yoktur. Hem madem zararsýz yol, zararlý yola müreccahtýr. Hem madem dünyevî arkadaþ (dost)lar ve rütbeler, kabir kapýsýna kadardýr.
þüpesiz en bahtiyar odur ki: dünya (Felek) için âhireti unutmasýn, âhiretini dünya (Felek)ya feda etmesin, Hayatt-ý ebediyesini Hayatt-ý dünyeviye için bozmasýn, malayani þey (Bilinmeyen)lerle ömrünü telef etmesin; kenndini misafir telakki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre ( öyle bildirilmiþtir ) hareket etsin; selâmetle kabir kapýsýný açýp saadet-i ebediyeye girsin. (Haþiye)
(Haþiye): Bu mademler içinnDir ki; þahsýma karþý olan zulümlere, sýkýntýlara aldýrmýyorum ve ehemmiyet vermiyorum. "Meraka deðmiyor" diyorum ve dünya (Felek)ya karýþmýyorum.
TARÝHÇE Ý Hayatt -SORULAR CEVAPLAR (METAFÝZÝK GERÝLÝM) 31 martt TAN SONRA ÜSTADIN BÝZDEN BEKLENTÝSÝ
S- Ýfrat ediyorsun, hayâli hakkikat görüyorsun, bizi de teçhil ile tahkir ediyorsun. Zaman âhir zamandýr, gittikçe daha fenalaþacak?..
C- Neden dünya (Felek) herkese terakki dünya (Felek)sý olsun da, yalnýz bizim için tedenni dünya (Felek)sý olsun! Öyle mi? Ýþte benn de siziinle konuþmýyacaðým, þu tarafa dönüyorum. Müstakbeldeki insanlarla konuþacaðým.
Ey üçyüz seneden sonraki yüksek asrýn arkasýnda gizlenmiþ ve sâkitane Nurun sözünü dinliyen ve bir nazar-ý hafî-yi gaybî ile bizi temaþa eden Saidler, Hamzalar, Ömerler, Osmanlar, Tahirler, Yusuflar, Ahmedler vesaireler! Sizlere hitab ediyorum. Baþlarýnýzý kaldýrýnýz,
"Sadakte" deyiniz. Ve böyle demek sizlere borç olsun. Þu muasýrlarým, varsýn benni dinlemesinler. Tarih denilen mazi derelerinden siziin yüksek istikbalinize uzannan telsiz telgrafla siziin ile konuþuyorum. Ne yapayým, acele ettim, kýþda geldim; sizler cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Þimdi ekilen Nur tohumlarý, zemininizde çiçek açacakdýr. Biz, hizmetimizin ücreti olarak sizden þunu bekliyoruz ki; mazi kýt'asýna geçmek için geldiðiniz vakit, mezarýmýza uðrayýnýz. O bahar hediyelerinden bir kaç tanesini medresemin (Hâþiye-1) mezar taþý denilen ve kemiklerimizi misafir eden ve Horhor topraðýnýn kapýcýsý olan kal'anýn baþýna takýnýz. Kapýcýya tenbih edeceðiz, bizi çaðýrýnýz. Mezarýmýzdan ²vU«7ö@®\[¬X«;ösadâsýný iþiteceksiniz.
Þu zamanýn memesinden bizimle süt emen ve gözleri arkada maziye bakan ve tasavvuratlarý kenndileri gibi hakkikatsýz ve ayrýlmýþ olan bu çocuklar, varsýnlar þu kitabýn (Hâþiye - 2) hakkaikini hayâl tevehhüm etsinler. Zira benn biliyorum ki, þu kitabýn mesâili hakkikat olarak sizde tahakkkuk edecektir.
Ey muhatablarým! benn çook baðýrýyorum. Zira Asr-ý Sâlis-i Aþrin, yâni on üçüncü Asrýn minaresinin baþýnda durmuþum, sureten medenî ve dinde lâkayd ve fikren mazinin en derin derelerinde olanlarý camiye davet ediyorum.
Ýþte ey iki Hayattýn ruhu hükmünde olan Ýslâmiyeti býrakan iki ayaklý mezar-ý müteharrik bedbahtlar! Gelen neslin kapýsýnda durmayýnýz. Mezar sizi bekliyor, çekiliniz; tâ ki, hakkikat-ý Ýslâmiyeyi hakkkiyle kâinat üzerinde temevvüc-sâz edecek olan nesl-i cedid gelsin!..
S- Eskiler bizden âlâ veya bizim gibi. Gelenler bizden daha fena gelecekler?..
C- Ey Türkler ve Kürdler! Acaba þimdi bir miting yapsam; siziin bin sene evvelki ecdadýnýzý ve iki asýr sonradaki evlâdlarýnýzý þu
âþiye - 1): Medresetüz-Zehranýn Van'daki nümunesi olan ve vefat eden "Horhor medresesi" nin mezar taþý hükmünde bulunan Van Kal'asý demektir.
(Hâþiye - 2): Ýstikbalde te'lif edilecek Risale-i Nur Külliyatýný hiss-i kablelvuku' ile Yeni Haber veriyor.
gürültühane olan asr-ý hâzýr meclisine dâvet etsem. Acaba sað tarafta saf tutan eski ecdadýnýz demiyecekler mi: "Hey mirasyedi yaramaz çocuklar! Netice-i Hayattýmýz siz misiniz? Heyhat! Bizi akim bir kýyas ettiniz, bizi kýsýr býrakdýnýz!" Hem de sol safýnda duran ve þehristan-ý istikbalden gelen evlâdlarýnýz, saðdaki ecdadlarýnýzý tasdik ederek demiyecekler mi ki: "Ey tenbel pederler! Siz misiniz Hayattýmýzýn suðra ve kübrâsý? Siz misiniz þu þanlý ecdadýmýzla bizi rabteden rabýtamýzýn hadd-i evsatý? Heyhat... Ne kadar hakkikatsýz ve karýþtýrýcý ve müþâðabeli bir kýyas oldunuz."
Ýþte ey bedevî göçerler (ve ey inkýlâb softalarý! *) Manzara-i hayâl (Hâþiye - 1) üstünde gördünüz ki, þu büyük mitingde iki taraf da sizi protesto ettiler.
(Cevaplardan Bir Kýsým)
Öyle ise benn derim: hakkikaten siziin harikulâde þecaate istidadýnýz vardýr. Zira; bir menfaat veya cüz'î bir haysiyet veya itibarî bir þeref için veya "Filân yiðittir." sözlerini iþitmek gibi küçük emirlere Hayattýný istihfaf eden veya aðasýnýn namusunu isti'zam için kenndini feda eden kimseler, eðer uyansalar haziNelllere deðer olan Ýslâmiyet milliyetine, (Hâþiye - 2) yâni üçyüz milyon Ýslâmýn uhuvvetlerini ve mânevî yardýmlarýný kazanndýran Ýslâmiyet milliyetine, binler ruhu da olsa, acaba istihfaf-ý Hayatt etmezler mi? þüpesiz Hayattýný on paraya satan, on liraya binler þevkle satar...
Maatteessüf; güzel þey (Bilinmeyen)lerimiz, gayr-i müslimler eline geçtiði gibi, güzel olan ahlâklarýmýzý da yine gayr-i müslimler çalmýþlar. Güya bizim bir kýsým içtimaî ahlâk-ý âliyemiz, yanýmýzda revac bulmadýðýndan, bize darýlýp onlara gitmiþ; ve onlarýn bir kýsým rezâili, kenndileri içinde çook revac bulmadýðýndan, cehaletimizin pazarýna getirilmiþ...
Hem büyük bir taaccüb ile görmüyor musunuz ki: Terakkiyat-ý hâzýranýn üssülesasý ve belki din-i hakkkýn muktezasý olan "benn ölürsem; devletim, milletim ve ahbablarým saðdýrlar." gibi kelime(kelam)-i
*) Sonradan ilâve edilmiþtir.beyzâ ve haslet-i hamrâyý gayr-ý müslimler çalmýþlar. Çünki onlarýn bir fedaisi der: "benn ölürsem, milletim sað olsun. Ýçinde, bir Hayatt-ý mâneviyem vardýr." Ve bütün sefaletin ve þahsiyâtýn esasý olan: "benn öldükten sonra, dünya (Felek) ne olursa olsun, isterse tûfan olsun " veyahut h²O«T²7!ö«Ä«i«9ö«Ÿ«4ö@®L²O«2öÇa¬8ö²–¬!«:öolan kelime(kelam)-i hamka ve seciye-i avrâ himmetimizin elini tutmuþ, rehberlik ediyor.
Ýþte en iyi haslet ki, dinimizin muktezasýdýr. Biz ruhumuzla, canýmýzla, vicdanýmýzla, fikrimizle ve bütün kuvvetimizle demeliyiz ki: "Biz ölsek, Milletimiz olan Ýslâmiyet haydýr, ilelebed bakidir. Milletim sað olsun, sevab-ý uhrevî Bana (þahsýma) kâfidir. Milletin Hayattýndaki Hayatt-ý mâneviyem, benni yaþattýrýr, âlem-i ulvîde benni mütelezziz eder. @«9¬+:*²x«9ö•²x«<ö€²x«W²7!«:ö" deyip, Nurun ve hamiyetin nurlu rehberlerini kendimize rehber etmeliyiz.
.........................................................................................
S- Herþey (Bilinmeyen)den evvel bize lâzým olan nedir?
C- Doðruluk.
S- Daha.
C- Yalan söylememek.
S- Sonra.
C- Sýdk, sadakat, ihlâs, sebat, tesanüddür.
S- Neden?
C- Küfrün mahiyeti yalandýr, imanýn mahiyeti sýdktýr. Þu bürhan kâfi deðill midir ki; Hayattýmýzýn bekasý, imanýn ve sýdkýn ve tesanüdün devamiyledir.
S- En evvel rüesamýz ýslah olunmalý?
C- evet.; Reisleriniz, malýnýzý ceblerine innDirip hapsettikleri gibi, akýllarýnýzý da sizden almýþlar veya dimaðýnýzda hapsetmiþler. Öyle ise, þimdi, onlarýn yanýndaki akýllarýnýzla konuþacaðým:
Eyyüherruûs verruesâ! Tekâsülî olan tevekkülden sakýnýnýz! Ýþi birbirinize havâle etmeyiniz! Elinizdeki malýmýzla ve yanýnýzdaki aklýmýzla bize hizmet ediniz. Çünki, þu mesâkîni istihdam etmekle ücretinizi almýþsýnýz.
... ¬r²[ÅM7!ö]¬4ö²vB²QÅ[«/ö@«W¬7ö¬¾*!«GÅB7@¬"ö²vU²[«V«Q«4
Ýþte þimdi hizmet vaktidir.
.........................................................................................
Elhasýl: Ýslâm (Hâþiye) uyandý ve uyanýyor. Fenalýðý fena, iyiliði iyi olarak gördüler. evet., þu dereler aþairini tevbekâr eden iþte bu sýrdýr. Hem de bütün Ýslâm yavaþ yavaþ bu istidadý almakta ve kesbetmektedir. Lâkin sizler bedevi olduðunuzdan ve fýtrat-ý asliyeniz oldukça bozulmamýþ olduðundan, Ýslâmiyetin kudsi milliyetine daha yakýnsýnýz.
.........................................................................................
Seyahatýmda benni tanýmayanlar kýyafetime bakýp benni tacir zannnettiklerinden derlerdi ki:
S- Tacir misin?
C- evet. hem tacirim hem de kimyagerim.
S- Nasýl?
C- Ýki madde var mezcettiriyorum. Birinden tiryak-ý þâfi, birinden elektrik-i muzi tevellüd eder.
S- Bunlar nerede bulunur?
C- Medeniyet ve fazilet çarþýsýnda; cephesinde insan yazýlý, iki ayak üstünde gezen sandýk içinde ki; üstünde kalb yazýlan, ya siyah veya pýrlanta gibi parlak olan bir kutudadýr.
S- Ýsimleri nedir?
C- Ýman, muhabbet, sadakat, hamiyyet!...
Ceride-i Seyyare.. Ebu lâ-þey (Bilinmeyen).. Ýbn-üz-Zaman.. Ehu'l-Acâib.. Ýbn-ü Ammi'l-garâib Said Nursî
* * *
Sonra Van'dan Þam'a gider. Þam ulemasýnýn ilhahý ve ýsrarý üzerine, Câmi-ül-Emevîde on bine yakýn ve içerisinde yüz ehl-i ilim bulunan azim bir cemaate karþý bir hutbe irad eder. Bu hutbe fevkalâde takdir ve tahsin ile kabûle mazhar olur. Bilâhare, buradaki hutbesi, "Hutbe-i Þâmiye" namiyle tabedilmiþtir.
Hâþiye): evet., kýrk beþ sene evvel söylenen bu sözü; Pakistan, Arabistan aþâiri dahi hâkimiyet ve istiklâliyetlerini kazanndýklarýndan, Eski Said'i bu dersinde tasdik ediyorlar ve daha da edecekler...
Bu Hutbe-i Þamiye; Ýslâm Âleminin içinde bulunduðu maddî mânevî hastalýklarýn Nelllerden ibaret bulunduðunu, felâket ve esarete hangi sebeplerden dolayý mâruz kaldýklarýný bildiren; ve buna karþý çare-i halâs gösteren; ve bundan sonra, Ýslâmiyetin zemin yüzünde maddî-mânevî en yüksek terakkiyi göstereceðini, Ýslâmî medeniyetin kemal-i haþmetle meydana geleceðini ve zemin yüzünü pisliklerden temizliyeceðini delâil-i akliye ile isbat eden, müjde veren çook kýymetdar, bütün müslümanlara, hattâ insanlýða þamil bir dersdir, bir hutbedir.
Hutbe-i Þâmiyenin baþ taraflarýnda diyor:
"benn, bu zaman ve zeminde beþerin Hayatt-ý içtimaiye medresesinde ders aldým ve bildim ki: Ecnebiler, Avrupalýlar terakkide istikbâle uçmalariyle beraber, bizi maddi cihette kurûn-u vustâda durduran ve tevkif eden; altý tane hastalýktýr. O hastalýklar da bunlardýr:
1- Ye'sin (ümidsizliðin) içimizde Hayatt bulup dirilmesi.
2- Sýdkýn Hayatt-ý içtimaiye-i siyasiyede ölmesi.
3- Adavete muhabbet.
4- Ehl-i imaný birbirine baðlayan nurani rabýtalarý bilmemek.
5- Çeþit çeþit sâri hastalýklar gibi intiþar eden istibdat.
6- Menfaat-ý þahsiyesine himmeti hasretmek.
Bu altý dehþetli hastalýðýn ilâcýný da, bir týb fakültesi hükmünde Hayatt-ý içtimaiyemize eczahane-i Kur'aniyeden ders aldýðým altý kelime(kelam) ile beyan ediyorum. Mualecenin esaslarý, onlarý biliyorum.
Birinci kelime(kelam): "El-EMEL" yâni: Rahmet-i Ýlâhiyyeden kuvvetle ümid beslemek.
evet., benn kenndi hesabýma aldýðým derse binaen:
Ey Ýslâm Cemaati! Müjde veriyorum ki: Þimdiki Âlem-i Ýslâmýn saadet-i dünyeviyesi, bâhusus Osmanlýlarýn saadeti ve bilhassa Ýslâmýn terakkisi onlarýn intibahiyle olan Arabýn saadetinin fecr-i sâdýkýnýn emareleri inkiþafa baþlýyor ve saadet güneþinin de çýkmasý yakýnlaþmýþ. Ye'sin raðmýna olarak benn dünya (Felek)ya iþittirecek (Hâþiye) derecede kanaat-ý kat'iyyemle derim:
Hâþiye): Eski Said hiss-i kablelvuku' ile, 1371 de baþta Arab Devletleri, Âlem-i Ýslâmýn ecnebi esaretinden ve istibdadýndan kurtulup Ýslâmî Devletler teþkil edeceklerini, kýrk beþ sene evvel Yeni Haber vermiþ. Ýki Harb-i Umumî ve otuzz-kýrk sene devam eden istibdad-ý mutlaký düþþünmemiþ, Üçyüz Yirmi Yedide olacak gibi müjde vermiþ, te'hirinin sebebini nazara almamýþ.
Ýstikbâl, yalnýz ve yalnýz Ýslâmiyetin olacak; ve hâkim, hakkaik-ý Kur'aniye ve imaniye olacak. Bu dâvama çook bürhanlardan ders almýþým. Þimdi o bürhanlardan mukaddematlý bir buçuk bürhaný zikredeceðim. O bürhanýn mukaddematýna baþlýyoruz.
Ýslâmiyet hakkaiki; hem mânen, hem maddeten terakki etmeye kabil ve mükemmel bir istidadý var.
Birinci cihet olan mânen terakki ise, biliniz: hakkiki vukuatý kaydeden tarih, hakkikata en doðru þahiddir. Ýþte tarih bize gösteriyor, hattâ Rus'u maðlûb eden Japon Baþkumandanýnýn Ýslâmiyetin hakkkaniyetine þehadeti de þudur ki: "hakkikat-ý Ýslâmiyenin kuvveti nisbetinde ve müslümanlar o kuvvete göre ( öyle bildirilmiþtir ) hareket etmeleri derecesinde ehl-i Ýslâm temeddün edip terakki ettiðini tarih gösteriyor ve ehl-i Ýslâmýn, hakkikat-ý Ýslâmiyede zafiyeti derecesinde tevahhuþ ettiklerini vahþete ve tedenniye düþtüklerini ve herc ü merc içinde belâlara, maðlûbiyetlere düþtüklerini tarih gösteriyor. Sair dinler ise bil'akisdir."
.........................................................................................
"Eðer biz ahlâk-ý Ýslâmiyenin ve hakkaik-ý imaniyenin kemalâtýný ef'alimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri, þüpesiz cemaatlerle Ýslâmiyete girecekler. Belki Küre-i Arzýn bazý kýt'alarý ve devletleri de Ýslâmiyete dehalet edecekler."
.........................................................................................
"Ey bu Câmi-i Emevîdeki kardeþlerim gibi, Âlem-i Ýslâmýn câmi-i kebîrinde olan kardeþlerim! Siz de ibret alýnýz. Bu kýrk beþ senedeki bu dehþetli hâdisattan ibret alýnýz, tam aklýnýzý baþýnýza alýnýz, ey mütefekkir ve akýl sahibi ve kenndini münevver telâkki edenler!
Hasýl-ý kelâm: Biz Kur'an þâkirdleri olan müslümanlar, bürhana tâbi oluyoruz. Akýl ve fikir ve kalbimizle hakkaik-ý imaniyeye giriyoruz. Baþka dinlerin bazý efratlarý gibi, ruhbanlarý taklid için bürhaný býrakmýyoruz. Onun için akýl ve ilim ve fennin hükmettiði istikbâlde, þüpesiz bürhan-ý aklîye istinad eden ve bütün hükümlerini akla tesbit ettiren Kur'an hükmedecek!.
Hem de Ýslâmiyet güneþinin inkiþafýna ve beþeri tenvir etmesine mümânaat eden perdeler açýlmaya baþlamýþlar; o mümânaat edenler çekilmeye baþlýyorlar. Kýrk beþ sene evvel, o fecrin emareleri göründü. Yetmiþ Birde fecr-i sâdýk baþladý veya baþlayacak. Eðer bu fecr-i kâzib de olsa, otuzz-kýrk sene sonra fecr-i sâdýk çýkacak.
evet. hakkikat-ý Ýslâmiyetin mâzi kýt'asýný tamamen istilâsýna sekiz dehþetli mâniler mümânaat ettiler.
Birinci, ikinci, üçüncü mâniler: Ecnebilerin cehli ve o zamanda vahþetleri ve dinlerine taassublarýdýr. Bu üç mâni, marifet ve medeniyetin mehâsini ile kýrýldý, daðýlmaya baþlýyor.
Dördüncü, beþinci mâniler: Papazlarýn, ruhanî reislerin riyasetleri ve tahakkkümleri, ve ecnebilerin körü körüne onlarý taklid etmeleridir. Bu iki mâni dahi; fikr-i hürriyet ve meyl-i taharri-i hakkikat nev-i beþerde baþlamasiyle zevâl bulmaya baþlýyor.
Altýncý, yedinci mâniler: Bizdeki istibdat ve þeriatýn muhalefetinden gelen sû-i ahlâkýmýz mümânaat ediyordular. Bir þahýsdaki münferid istibdat kuvveti þimdi zevâl bulmasý, cemaat ve komitenin dehþetli istibdatlarýnýn otuzz-kýrk sene sonra zevâl bulmasýna iþaret etmekle ve hamiyet-i Ýslâmiyenin þiddetli feveraniyle ve sû-i ahlâkýn çirkin neticeleri görünmesiyle bu iki mâni de zevâl buluyor ve bulmaya baþlamýþ. ÝnþâAllah (c.c) tam zevâl bulacak.
Sekizinci mâni: Fünun-u cedîdenin bazý müsbet mesâili, hakkaik-i Ýslâmiyenin zâhirî mânalarýna muhalif ve muarýz tevehhüm edilmesiyle, zaman-ý mâzideki istilâsýna bir derece sed çekmiþ. Meselâ: Küre-i Arzda emr-i Ýlâhî ile nezarete memur "Sevr" ve "Hut" namlarýnda iki ruhanî melâikeyi, dehþetli cismanî bir öküz, bir balýk tevehhüm edip, ehl-i fen ve felsefe hakkikatý bilmediklerinden Ýslâmiyete muarýz çýkmýþlar. Bu misâl gibi yüz misâl var ki, hakkikatý bilindikten sonra en muannid feylesof da teslim olmaða mecbur oluyor. (Hattâ Risale-i Nur, "Mu'cizat-ý Kur'aniye" de, fennin iliþtiði bütün Âyetlerin herbirisinin altýnda Kur'anýn bir lem'a-i i'cazýný gösterip, ehl-i fennin medar-ý tenkid zannnettikleri Kur'an-ý Kerîmin cümle ve kelime(kelam)lerinde fennin eli yetiþmediði yüksek hakkikatlarý izhar edip, en muannid feylesofu da teslime mecbur ediyor. Meydandadýr, istiyen bakabilir. Ve baksýn. Bu mâni, kýrk beþ sene evvel
söylenen o sözden sonra nasýl kýrýldýðýný görsün.)
evet., bazý muhakkkikîn-i Ýslâmiyenin bu yolda te'lifatlarý var. Bu sekizinci dehþetli mânianýn zir ü zeber olacaðýna dair emareler görünüyor.
evet., þimdi olmasa da otuzz-kýrk sene sonra fen ve hakkikî mârifet ve medeniyetin mehâsini, bu üç kuvveti tam techiz edip, cihazatýný verip, o sekiz mânileri maðlûp edip daðýtmak için taharri-i hakkikat meyelânýný ve insafý ve muhabbet-i insaniyeti, o sekiz düþman taifesinin sekiz cephesine göndermiþ, þimdi onlarý kaçýrmaya baþlamýþ. ÝnþâAllah (c.c), yarým asýr sonra onlarý darmadaðýn edecek. evet., meþhurdur ki: En kat'î fazilet odur ki, düþmanlarý dahi o faziletin tasdikine þehadet etsin.
.........................................................................................
Bediüzzaman; misâl olarak, Ýslâmiyetin hakkkaniyeti hakkkýnda takdirkâr ifadelerde bulunan "Prens Bismark" ile "Mister Karlayl" ýn sözlerini naklettikten sonra diyor:
"Ýþte Amerika ve Avrupa'nýn zekâ tarlalarý, Mister Karlayl ve Bismark gibi böyle dâhî muhakkkikleri mahsulât vermesine istinaden, benn de bütün kanaatýmla derim ki: Avrupa ve Amerika, Ýslâmiyetle hâmiledir; günün birinde bir Ýslâmî devlet doðuracak. Nasýlki Osmanlýlar, Avrupa ile hâmile olup bir Avrupa devleti doðurdu.
Ey Câmi-i Emevîdeki kardeþlerim ve yarým asýr sonraki Âlem-i Ýslâm câmiindeki ihvanlarým! Acaba baþdan buraya kadar olan mukaddemeler, netice vermiyor mu ki: Ýstikbalin kýt'alarýnda hakkikî ve mânevî hâkim olacak ve beþeri, dünyevî - uhrevî saadete sevkedecek, yalnýz Ýslâmiyettir ve Ýslâmiyete inkýlâb etmiþ ve hurafattan, tahrifattan sýyrýlacak Ýsevîlerin hakkiki dinidir ki, Kur'ana tâbi olur, ittifak ederler.
Ýkinci Cihet : Yâni, maddeten Ýslâmiyetin terakkisinin kuvvetli sebebleri gösteriyor ki: Ýslâmiyet, maddeten dahi istikbale hükmedecek. "Birinci Cihet", mâneviyat cihetinde terakkiyatý isbat ettiði gibi; bu "Ýkinci Cihet" dahi, maddî terakkiyatýný ve istikbâldeki hakkimiyetini kuvvetli gösteriyor. Çünkü: Âlem-i Ýslâmýn þahs-ý mânevisinin kalbinde gayet kuvvetli, kýrýlmaz beþ kuvvet içtima ve imtizac edip yerleþmiþ.
Birincisi: Bütün kemalâtýn üstadý ve üçyüz yetmiþ milyon nefisleri bir tek nefis hükmüne getirebilen ve hakkikî bir medeniyetle ve müsbet ve doðru fenlerle teçhiz edilmiþ olan ve hiçbir kuvvet onu kýramayacak bir mahiyette bulunan hakkikat-ý Ýslâmiyettir.
Ýkinci Kuvvet: Medeniyetin ve san'atýn hakkikî üstadý, ve vesilelerin ve mebâdilerin tekemmüliyle cihazlanmýþ olan þedid bir ihtiyac ve belimizi kýran tam bir fakr, öyle bir kuvvettir ki, susmaz ve kýrýlmaz.
Üçüncü Kuvvet: Yüksek þey (Bilinmeyen)lere müsabaka suretinde beþere yüksek maksadlarý ders veren, o yolda çalýþtýran ve istibdadatý parça parça eden ve ulvî hisleri heyecana getiren ve gýpta ve hased ve kýskançlýk ve rekabetle ve tam uyanmakla ve müsabaka þevkiyle ve teceddüd meyliyle ve temeddün meyelâniyle teçhiz edilen üçüncü kuvvet, yalnýz hürriyet-i þer'iyyedir. Yâni, insaniyete lâyýk en yüksek kemalâta olan meyil ve arzu ile cihazlanmýþ olmak.
Dördüncü Kuvvet: Þefkatle cihazlanmýþ þehâmet-i imaniyedir. Yâni: Tezellül etmemek; hakksýzlara, zâlimlere zillet göstermemek, mazlumlarý da zelil etmemek. Yâni hürriyet-i þer'iyyenin esaslarý olan, müstebidlere dalkavukluk etmemek ve bîçarelere tahakkküm ve tekebbür etmemektir.
Beþinci Kuvvet: Ýzzet-i Ýslâmiyedir ki, Ý'lâ-yý kelime(kelam)tullahý ilân ediyor. Ve bu zamanda i'lâ-yý kelime(kelam)tullah, maddeten terakkiye mütevakkýf ve medeniyet-i hakkikiyeye girmekle i'lâ-yý kelime(kelam)tullah edilebilir. Ýzzet-i Ýslâmiyenin iman ile kat'î verdiði emri, þüpesiz Âlem-i Ýslâmýn þahs-ý manevîsi, o kat'î emri istikbalde tam yerine getireceðine þüphe edilmez.
evet., nasýlki eski zamanda Ýslâmiyetin terakkisi, düþmanýn taassubunu parçalamak ve inadýný kýrmak ve tecavüzatýný defetmek; silâh ile, kýlýnç ile olmuþ. Ýstikbalde silâh, kýlýnç yerine; hakkikî medeniyet ve maddî terakki ve hakk ve hakkkaniyetin mânevî kýlýnçlarý, düþmanlarý maðlûp edip daðýtacak.
Biliniz ki: Bizim muradýmýz, medeniyetin mehasini ve beþere menfaati bulunan iyilikleridir. Yoksa medeniyetin günahlarý, seyyiatlarý deðill ki; ahmaklar o seyyiatlarý, o sefahetleri mehasin zannnedip; taklid edip, malýmýzý harap ettiler. Ve dini rüþvet verip, dünya (Felek)yý
da kazannamadýlar. Medeniyetin günahlarý, iyiliklerine galebe edip, seyyiatý hasenatýna râcih gelmekle, beþer iki harb-i umumî ile iki dehþetli tokat yiyip, o günahkâr medeniyeti zir ü zeber edip öyle bir kusdu ki, yeryüzünü kanla bulaþtýrdý. ÝnþâAllah (c.c) istikbaldeki Ýslâmiyetin kuvvetiyle, medeniyetin mehasini galebe edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-u umumîyi de te'min edecek.
evet.; Avrupanýn medeniyeti, fazilet ve hüda üstüne te'sis edilmediðinden; belki heves ve heva, rekabet ve tahakkküm üzerine bina edildiðinden; þimdiye kadar medeniyetin seyyiatý, hasenatýna galebe edip, ihtilâlci komitelerle kurtlaþmýþ bir aðaç hükmüne girdiði cihetle, Asya medeniyetinin galebesine kuvvetli bir medar, bir delil hükmündedir. Ve az vakitte galebe edecektir. Acaba istikbale karþý ehl-i iman ve islâm için böyle maddî ve ma'nevî terakkiyata vesile ve kuvvetli, sarsýlmaz esbab varkenn ve demiryolu gibi istikbal saadetine yol açýldýðý halde, nasýl me'yus olup ye'se düþüyorsunuz? Ve Âlem-i Ýslâmýn kuvve-i mâneviyesini kýrýyorsunuz. Ve ye's ve ümidsizlikle zannnediyorsunuz ki: dünya (Felek), herkese ve ecnebilere terakki dünya (Felek)sýdýr. Fakat yalnýz bîçare ehl-i Ýslâm için tedenni dünya (Felek)sý oldu, diye pek yanlýþ bir hataya düþüyorsunuz. Madem meylüll-istikmal (tekemmül meyli); kâinatta, fýtrat-ý beþeriyede fýtraten dercedilmiþ, þüpesiz beþerin zulüm ve hatasiyle baþýna çabuk bir kýyamet kopmazsa; istikbalde hakk ve hakkikat, Âlem-i Ýslâmda nev-i beþerin eski hatîatýna keffaret olacak bir saadet-i dünyeviye de gösterecek, ÝnþâAllah (c.c)...
evet.! Bakýnýz zaman, hatt-ý müstakim üzerine hareket etmiyor ki mebde' ve müntehasý birbirinden uzaklaþsýn. Belki, Küre-i Arzýn hareketi gibi bir daire içinde dönüyor. Bazann terakki içinde yaz ve bahar Mevsim (iklim)i gösterir; bazann tedenni içinde kýþ ve fýrtýna Mevsim (iklim)i gösterir. Her kýþdan sonra bir bahar, her geceden sonra bir sabah olduðu gibi, nev-i beþerin dahi bir sabahý, bir baharý olacak; ÝnþâAllah (c.c)...
hakkikat-ý Ýslâmiyenin güneþi ile sulh-u umumî dairesinde hakkikî medeniyeti görmeyi, rahmet-i Ýlâhiyyeden bekliyebilirsiniz...
.........................................................................................
Ýkinci kelime(kelam): Müddet-i Hayattýmda tecrübelerimle fikrimde tevellüd eden þudur: YE'S en dehþetli bir hastalýktýr ki, Âlem-i Ýslâmýn
kalbine girmiþ. Ýþte o ye'sdir ki; bizi öldürmüþ gibi, Garbda bir - iki milyonluk küçük bir devlet, Þarkda yirmi milyon müslümanlarý kenndine hizmetkâr ve vatanlarýný müstemleke hükmüne getirmiþ. Hem o ye'sdir ki; yüksek ahlâkýmýzý öldürmüþ, menfaat-i umumiyeyi býrakýp menfaat-i þahsiyeye nazarýmýzý hasrettirmiþ. Hem o ye'sdir ki; kuvve-i mâneviyemizi kýrmýþ; az bir kuvvetle, imandan gelen kuvve-i mâneviye ile Þarkdan Garba kadar istilâ ettiði halde, o kuvve-i mâneviye-i harika, me'yusiyetle kýrýldýðý için, zâlim ecnebiler, dörtyüz seneden beri üçyüz milyon müslümaný kenndilerine esir etmiþ. Hattâ bu ye's ile; baþkasýnýn lâkaydlýðýný ve füturunu, kenndi tenbelliðine özür zannneder "Neme lâzým" der. "Herkes bennim gibi berbaddýr" diye, þehamet-i imaniyeyi terkedip, hizmet-i Ýslâmiyeyi yapmýyor. Madem bu derece bu hastalýk bize bu zulmü etmiþ, bizi öldürüyor, biz de o katilimizden kýsasýmýzý alýp, öldüreceðiz. ¬yÁV7!ö¬^«W²&«*ö²w¬8ö!xO«X²T«#ö«žö kýlýncý ile o ye'sin baþýný parçalayacaðýz. yÇV6ö¾«h²B<ö«žöyÇV6ö¾«*²G<ö«žö@«8öHadîsinin hakikatý ile belini kýracaðýz, Ýnþâallah...
Ye's; ümmetlerin, milletlerin "seretan" denilen en dehþetli bir hastalýðýdýr. Ve kemalâta mâni ve |¬"ö›¬G²A«2ö±¬w«1ö¬w²,&ö«G²X¬2ö@«9«! hakkikatýna muhalifdir; korkak, aþaðý, âcizlerin þe'nidir, bahaNellleridir; þehamet-i Ýslâmiyenin þe'ni deðilldir. Hususan Arab gibi nev-i beþerde medar-ý iftihar yüksek seciyelerle mümtaz bir kavmin þe'ni olamaz! Âlem-i Ýslâm milletleri, Arabýn metanetinden ders almýþlar. ÝnþâAllah (c.c) yine, Arablar ye'si býrakýp, Ýslâmiyetin kahraman ordusu olan Türklerle hakkikî bir tesanüd, ittifak ile el ele verip, Kur'anýn bayraðýný dünya (Felek)nýn her tarafýnda ilân edeceklerdir.
.........................................................................................
Üçüncü kelime(kelam): Bütün Hayattýmdaki tahkikatýmla, ve Hayatt-ý içtimaiyenin çalkamasiyle hülâsa ve zübdesi Bana (þahsýma) kat'î bildirmiþ ki: SIDK, Ýslâmiyetin üssülesasýdýr ve ulvî seciyelerinin rabýtasýdýr ve hissiyat-ý ulviyesinin mizacýdýr. Öyle ise: Hayatt-ý içtimaiyemizin esasý olan sýdký, doðruluðu içimizde ihya edip, onunla mânevi hastalýklarýmýzý tedavi etmeliyiz. evet. sýdk ve doðruluk, Ýslâmiyetin Hayatt-ý
içtimaiyesinde ukde-i Hayattiyesidir. Riyakârlýk, fiilî bir nevi yalancýlýktýr. Dalkavukluk, tasannu alçakça bir yalancýlýktýr. Nifak ve münafýklýk, muzýr bir yalancýlýktýr. Yalancýlýk ise, Sâni-i Zülcelâlin kudretine iftira etmektir. Küfür; bütün envâiyle kizbdir, yalancýlýktýr. Ýman sýdkdýr, doðruluktur. Bu sýrra binaen, kizb ve sýdkýn ortasýnda hadsiz bir mesafe var; Þark ve Garp kadar birbirinden uzak olmak lâzým geliyor. Nar ve nur gibi birbirine girmemek lâzým. Halbuki gaddar siyaset ve zâlim propaganda, birbirine karýþtýrmýþ, beþerin kemalâtýný da karýþtýrmýþ (Hâþiye).
Ey bu Câmi-i Emevîdeki kardeþlerim ve kýrk-elli sene sonra Âlem-i Ýslâm mescid-i kebîrindeki dörtyüz milyon ehl-i iman olan ihvanýmýz! Necat yalnýz sýdkla, doðrulukla olur. Urvetülvüska, sýdkdýr. Yâni en muhkem ve onunla baðlanacak zincir doðruluktur. Amma; maslahat için kizb ise, zaman onu neshetmiþtir.
Hâþiye): Ey kardeþlerim! Kýrk beþ sene evvel Saidin bu dersinden anlaþýlýyor ki: O Said siyasetle, içtimaiyat-ý Ýslâmiye ile ziyade alâkadardýr. Fakat sakýn zannnetmeyiniz ki, O, dini siyasete âlet veya vesile yapmak mesleðinde gitmiþ. Hâþa! Belki o, bütün kuvvetiyle siyaseti dine âlet ediyormuþ. Ve derdi ki: "Dinin bir hakkikatýný, bin siyasete tercih ederim." evet. o zamanda kýrk elli sene evvel hissetmiþ ki: Bazý münafýk zýndýklarýn, siyaseti dinsizliðe âlet etmeye teþebbüs niyetlerine ve fikirlerine mukabil; o da bütün kuvvetiyle siyaseti Ýslâmiyetin hakkaikine bir hizmetkâr, bir âlet yapmaya çalýþmýþ. Fakat o zamandan yirmi sene sonra gördü ki: O gizli münafýk zýndýklarýn garblýlaþmak bahanesiyle siyaseti dinsizliðe âlet yapmalarýna mukabil; bir kýsým dindar ehl-i siyaset, dini, siyaset-i Ýslâmiyeye âlet etmeye çalýþmýþlardý. Ýslâmiyet güneþi, yerdeki ýþýklara âlet ve tabi olamaz; ve âlet yapmak, Ýslâmiyetin kýymetini tenzil etmektir, büyük bir cinayettir. Hattâ Eski Said o çeþit siyaset tarafgirliðinden gördü ki: Bir sâlih âlim, kenndi fikr-i siyasîsine muvafýk bir münafýðý hararetle sena etti. Siyasetine muhalif bir sâlih hocayý tenkid ve tefsik eti. Eski Said ona dedi: "Bir þey (Bilinmeyen)tan senin fikrine yardým etse, rahmet okutacaksýn. Senin fikr-i siyasiyene muhalif bir melek olsa, lânet edeceksin." Bunun için, Eski Said "Eûzü billahi mineþþey (Bilinmeyen)tani vessiyase" dedi, otuzzbeþ senedenberi (þimdi kýrk beþ sene oldu) siyaseti terketti. (Hâþiye -1)
Hâþiye - 1: Üstadýmýzýn yüz otuzz parça kitabý ve mektuplarý, üç mahkeme ve hükûmet me'murlarý tarafýndan tam tetkik edildiði ve aleyhinde çalýþan zalim, mürted ve münafýklara karþý mecbur da olduðu halde, hattâ idamý için gizli emir verildiði halde, dini siyasete âlet ettiðine dair en ufak bir emare bulamamalarý, dini siyasete âlet etmediðini kat'î isbat ediyor ve Hayattýný yakýndan tanýyan biz Nur Þakirdleri ise, bu fevkalâde hale karþý hayranlýk duymakta ve Risale-i Nurun dairesindeki hakkikî ihlâsa bir delil saymaktayýz.
Nur Þakirdleri
Dördüncü kelime(kelam): Bütün Hayattýmda Hayatt-ý içtimaiye-i beþeriyeden kat'î bildiðim ve tahkikatlarýn Bana (þahsýma) verdiði netice þudur ki: Muhabbete en lâyýk þey (Bilinmeyen), muhabbettir; ve husûmete en lâyýk sýfat husûmettir. Yâni Hayatt-ý içtimaiye-i beþeriyeyi te'min eden ve saadete sevkeden muhabbet ve sevmek sýfatý, en ziyade sevilmeye ve muhabbete lâyýkdýr; ve Hayatt-ý içtimaiye-i beþeriyeyi zir ü zeber eden düþmanlýk ve adavet, herþey (Bilinmeyen)den ziyade nefrete ve adavete ve ondan çekilmeye müstehakk ve çirkin ve muzýr bir sýfattýr.
.........................................................................................
Beþinci kelime(kelam): Meþveret-i þer'iyyeden aldýðým ders budur: Þu zamanda bir adamýn bir gün ( Zaman Belli Edilmemiþ)ahý, bir kalmýyor. Bazann büyür, sirayet eder, yüz olur. Bir tek hasene, bazann bir kalmýyor, belki bazann binler dereceye terakki ediyor. Bunun sýrr-ý hikmeti þudur:
Hürriyet-i þer'iyye ile meþveret-i meþrua, hakkiki milliyetimizin hâkimiyetini gösterdi. hakkiki milliyetimizin esasý, ruhu ise, Ýslâmiyetdir. Ve Hilâfet-i Osmaniye ve Türk Ordusunun o milliyete bayraktarlýðý itibariyle o Ýslâmiyet milliyetinin sadefi, kal'asý hükmündedir. Arab-Türk hakkiki iki kardeþ, o kal'a-i kudsiyenin nöbetdarlarýdýr.
Ýþte bu kudsî milliyetin rabýtasýyle, umum ehl-i Ýslâm bir tek aþiret hükmüne geçiyor. Aþiretin efradý gibi Ýslâm taifeleri de birbirine uhuvvet-i Ýslâmiye ile murtabýt, alâkadar olur. Birbirine mânen (lüzum olsa maddeten) yardým eder. Güya bütün Ýslâm taifeleri, bir silsile-i nuraniye ile birbirine baðlýdýr. Nasýlki bir aþiretin bir ferdi bir cinayet iþlese, o aþiretin bütün efradý, o aþiretin düþmaný olan baþka aþiretin nazarýnda bütün efradý müttehem olur. Güya her bir ferd, o cinayeti iþlemiþ gibi o düþman aþiret onlara düþman olur. O tek cinayet, binler cinayet hükmüne geçer. Eðer o aþiretin bir ferdi, o aþiretin mahiyetine temas eden medar-ý iftihar bir iyilik yapsa; o aþiretin bütün efradý onunla iftihar eder. Güya herbir adam aþirette o iyiliði yapmýþ gibi iftihar eder.
Ýþte bu mezkûr hakkikat içinnDir ki; bu zamanda, hususan kýrk elli sene sonra; seyyie, fenalýk, iþliyenin üstünde kalmaz; belki, milyonlar nüfus-u Ýslâmiyenin hukukuna tecavüz olur. Kýrk elli sene sonra çook misalleri görülecek.
Dördüncü kelime(kelam): Bütün Hayattýmda Hayatt-ý içtimaiye-i beþeriyeden kat'î bildiðim ve tahkikatlarýn Bana (þahsýma) verdiði netice þudur ki: Muhabbete en lâyýk þey (Bilinmeyen), muhabbettir; ve husûmete en lâyýk sýfat husûmettir. Yâni Hayatt-ý içtimaiye-i beþeriyeyi te'min eden ve saadete sevkeden muhabbet ve sevmek sýfatý, en ziyade sevilmeye ve muhabbete lâyýkdýr; ve Hayatt-ý içtimaiye-i beþeriyeyi zir ü zeber eden düþmanlýk ve adavet, herþey (Bilinmeyen)den ziyade nefrete ve adavete ve ondan çekilmeye müstehakk ve çirkin ve muzýr bir sýfattýr.
Ey bu sözlerimi dinliyen bu Câmi-i Emevîdeki kardeþler ve kýrk - elli sene sonra Âlem-i Ýslâm câmiindeki ihvan-ý müslimîn!
"Biz zarar vermiyoruz. Fakat menfaat vermeye iktidarýmýz yok. Onun için mâzuruz" diye özür beyan etmeyiniz. Bu özrünüz makbul deðill. Tenbelliðiniz ve "Neme lâzým" deyip çalýþmamanýz ve ittihad-ý Ýslâm ile milliyet-i hakkikiye-i Ýslâmiye ile gayrete gelmediðiniz, sizlere gayet büyük bir zarar ve bir hakksýzlýktýr. Ýþte, seyyie böyle binlere çýktýðý gibi, bu zamanda hasene, yâni Ýslâmiyetin kudsiyetine temas eden iyilik, yalnýz iþleyene münhasýr kalamaz. Belki bu hasene, milyonlar ehl-i imana, mânen faide verebilir. Hayatt-ý mâneviye ve maddiyesinin rabýtasýna kuvvet verebilir. Onun için "Neme lâzým" deyip, kenndini tenbellik döþeðine atmak zamaný deðill!
Ey bu camideki kardeþlerim ve kýrk-elli sene sonraki Âlem-i Ýslâm mescid-i kebîrindeki ihvanlarým!
zannnetmeyiniz ki; benn bu ders makamýna size nasihat etmek için çýktým. Belki; buraya çýktým, sizde olan hakkkýmýzý dâvâ ediyorum. Yani: Küçük taifelerin menfaati ve saadet-i dünyeviyeleri ve uhreviyeleri, siziin gibi büyük, muazzam taife olan Arap ve Türk gibi hâkim üstadlarla baðlýdýr. siziin tenbelliðiniz ve füturunuzla, biz biçare küçük kardeþleriniz olan Ýslâm taifeleri zarar görüyor.
- Hususan - ey muazzam ve büyük ve tam intibaha gelmiþ veya gelecek olan Araplar! En evvel bu sözlerle siziinle konuþuyorum. Çünkü, bizim ve bütün Ýslâm taifelerinin üstadlarý, imamlarý ve Ýslâmiyetin mücahidleri sizlerdiniz. Sonra muazzam Türk milleti, o kudsî vazifenize tam yardým ettiler. Onun için; tenbellikle, günahýnýz büyüktür ve iyiliðiniz ve haseneniz de gayet büyük ve ulvîdir. Hususan kýrk elli sene sonra Arap taifeleri, Cemahir-i Müttefika-i Amerika gibi en ulvî bir vaziyete girmeye, esarette kalan hâkimiyet-i Ýslâmiyeyi eski zaman gibi Küre-i Arzýn nýsfýnda, belki ekserisinde tesisine muvaffak olmanýzý rahmet-i Ýlâhiyeden kuvvetle bekliyoruz. Bir kýyamet çabuk kopmazsa inþâAllah (c.c) nesl-i âti göre ( öyle bildirilmiþtir )cek.
Sakýn kardeþlerim; tevehhüm, tahayyül etmeyiniz ki, benn bu sözlerimle siyasetle iþtigal için himmetinizi tahrik ediyorum. Hâþâ! hakkikat-ý Ýslâmiye, bütün siyasâtýn fevkindedir. Bütün siyasetler, ona hizmetkâr olabilir. Hiçbir siyasetin haddi deðill ki, Ýslâmiyeti kenndine âlet etsin.
benn kusurlu fehmimle þu zamanda heyet-i içtimaiye-i Ýslâmiyeyi, çook çark ve dolaplarý bulunan bir fabrika suretinde tasavvur ediyorum. O fabrikanýn bir çarký geri kalsa, yahut bir arkadaþ (dost)ý olan baþka çarka tecavüz etse; makinenin mihanikiyeti bozulur. Onun için, Ýttihad-ý Ýslâmýn tam zamaný gelmeye baþlýyor. Birbirinizin þahsî kusurlarýna bakmamak gerektir.
Bunu da teessüf ve teellüm ile size beyan ediyorum ki: Ecnebilerin bir kýsmý, nasýl kýymettar malýmýzý ve vatanlarýmýzý bizden aldýlar, onun bedeline çürük bir mal verdiler; aynen öyle de: Yüksek ahlâkýmýzý ve yüksek ahlâkýmýzdan çýkan ve Hayatt-ý içtimaiyeye temas eden seciyelerimizin bir kýsmýný bizden aldýlar, terakkilerine medar ettiler. Ve onun fiatý olarak bize verdikleri, sefihane ahlâk-ý seyyieleridir, sefihane seciyeleridir. Meselâ: Bizden aldýklarý seciye-i milliye ile bir adam onlarda der: "Eðer benn ölsem, milletim sað olsun. Çünkü, milletimin içinde bir Hayatt-ý bâkiyem var." Ýþte bu kelime(kelam)yi bizden almýþlar. Ve terakkiyatlarýnda en metin esas budur; bizden hýrsýzlamýþlar. Bu kelime(kelam) ise, din-i hakktan ve iman hakkikatlarýndan çýkar. O bizim ehl-i imanýn malýdýr. Halbuki: Ecnebilerden içimize giren pis, fena seciye itibariyle bir hodgâm adam bizde diyor: "benn susuzluktan ölsem, hiç yaðmurr bir daha dünya (Felek)ya gelmesin. Eðer benn görmezsem bir saadeti, dünya (Felek) istediði gibi bozulsun."
Ýþte bu ahmakane kelime(kelam) dinsizlikten çýkýyor. Âhireti bilmemekten geliyor. Hariçten içimize girmiþ, zehirliyor.
Hem o ecnebilerin - bizden aldýklarý fikr-i milliyetle - bir ferdi, bir millet gibi kýymet alýyor. Çünkü bir adamýn kýymeti, himmeti nisbetindedir. Kimin himmeti milleti ise o kimse tek baþiyle küçük bir millettir. Bazýlarýmýzdaki dikkatsizlikten ve ecnebilerin zararlý seciyelerini almamýzdan, kuvvetli ve kudsî Ýslâmî milliyetimizle beraber, herkes "nefsî-nefsî" demekle ve milletin menfaatini düþþünmemekle ve menfaat-i þahsiyesini düþþünmekle; bin adam, bir adam hükmüne sukut eder.
¬p²AÅO7@¬"öÊ]¬9«G«8öyÅ9«ž¬ö¬–@«,²9¬ž²!ö«w¬8ö«j²[«V«4öy,²S«9öyBÅW¬;ö«–@«6ö²w«8
Yâni: Kimin himmeti yalnýz nefsi ise; o insan deðill. Çünkü: Ýnsanýn fýtratý medenîdir, ebnâ-yý cinsini mülâhazaya mecburdur. Hayatt-ý
içtimaiye ile, Hayatt-ý þahsiyesi devam edebilir. Meselâ: Bir ekmeði yese, kaç ellere muhtaç. Ve ona mukabil o elleri mânen öptüðünü ve giydiði libasla kaç fabrikayla alâkadar olduðunu kýyas ediniz. hayvan ( Yaratýk ) gibi bir postla yaþamadýðýndan ebnâ-yý cinsi ile fýtraten alâkadar olmasýndan ve onlara mânevî bir fiat vermeye mecbur olduðundan, fýtratiyle medeniyetperverdir. Menfaat-i þahsiyesine hasr-ý nazar eden, insanlýktan çýkar, mâsum olmayan câni bir hayvan ( Yaratýk ) olur. Birþey (Bilinmeyen) elinden gelmese, hakkikî özrü olsa, o müstesna!
Altýncý kelime(kelam): Müslümanlarýn Hayatt-ý içtimaiye-i Ýslâmiyedeki saadetlerinin anahtarý, meþveret-i þer'iyyedir.
²vZ«X²[«"ö›«*x-ö²v;h²8«!ö«: Âyet-i Kerîmesi, þûrâyý esas olarak emrediyor. evet. nasýl ki, nev-i beþerdeki "telâhuk-u efkâr" ünvaný altýnda asýrlar ve zamanlarýn tarih vasýtasiyle birbiriyle meþvereti, bütün beþeriyetin terakkiyatý ve fünununun esasý olduðu gibi; en büyük kýt'a olan Asya'nýn en geri kalmasýnýn bir sebebi, o þûrâ-yý hakkikiyeyi yapmamasýdýr. Asya kýtasýnýn ve istikbalinin keþþafý ve miftahý, þûrâdýr. Yani: Nasýl fertler birbiriyle meþveret eder; taifeler, kýt'alar dahi o þûrâyý yapmalarý lâzýmdýr ki, üçyüz belki dörtyüz milyon Ýslâmýn ayaklarýna konulmuþ çeþit çeþit istibdatlarýn kayýtlarýný, zincirlerini açacak, daðýtacak, meþveret-i þer'iyye ile þehamet ve þefkat-i imaniyeden tevellüd eden hürriyet-i þer'iyyedir ki, o hürriyet-i þer'iyye, âdâb-ý þer'iyye ile süslenip, garb medeniyet-i sefihanesindeki seyyiatý atmaktýr. Ýmandan gelen hürriyet-i þer'iyye, iki esasý emreder.
¬(@«A¬Q²V¬7ö!®G²A«2ö–xU«<ö«žö¬yÁV¬7ö!®G²A«2ö«–@«6ö²w«8ö«uÅ7«H«B«<ö«žö«:ö«u±¬7«H<ö«žö²–«!
¬yÁV7!ö¬–:(ö²w¬8ö@®"@«"²*«!ö@®N²Q«"ö²vUN²Q«"ö²u«Q²D«<ö«ž
¬w´W²&Åh7!ö^Å[¬O«2ö^Å[¬2²hÅL7!ö^Å<±¬hE²7«!ö²v«Q«9
Yani: Ýman bunu iktiza ediyor ki; tahakkküm ve istibdat ile baþkasýný tezlil etmemek ve zillete düþürmemek ve zalimlere tezellül etmemek... Allah (c.c)a hakkikî abd olan, baþkalara abd olamaz. Birbirinizi - Allah (c.c)tan baþka - kenndinize Rab yapmayýnýz!.. Yâni Allah (c.c)ý tanýmayan; her þey (Bilinmeyen)e herkese nisbetine göre ( öyle bildirilmiþtir ) bir rububiyet tevehhüm eder, baþýna musallat eder. evet. hürriyet-i þer'iyye; Cenab-ý hakkkýn rahman, rahîm tecellisiyle bir ihsanýdýr ve imanýn bir hassasýdýr.
›«*xÇL7!ö›«x²T«B²7«:ö^ÅA«EW²7!ö¬•:G«B²V«4ö‰²@«[²7!ö«Š@«2ö«ž«:ö»²G±¬M7!ö@«[²E«[²V«4
›«GZ²7!ö«p«AÅ#!ö¬w«8ö]«V«2ö•«ŸÅK7!«:ö›«x«Z²7!ö«p«AÅ#!ö¬w«8ö]«V«2ö•«Ÿ«W²7!«:
Yaþasýn sýdk! Ölsün ye's! Muhabbet devam etsin! Þûrâ kuvvet bulsun! Bütün levm ve itab ve nefret, heva hevese tâbi olanlara olsun; selâm ve selâmet, hüdaya tâbi olanlarýn üstüne olsun! Âmin..."
***
ÝÇÝNDEKÝLER
Ülfet nedir ve menfi tesirleri Nelllerden ibarettir?
Aksine, etrafýndaki binbir güzellik cümbüþünü duyup görmemesi ve birbiriyle uyum içinde olan kombinezonlar karþýsýnda hissiz ve alâkasýz kalmasý; gördüðü þey (Bilinmeyen)lerin sebeb ve hikmetlerine inememesi; gördüðü þey (Bilinmeyen)leri görüp geçmesi; ruhunda bir türlü irfana erememesi, onun