Ölümden sonraki hayatın sevilen mekanı.
Birçook din ve inanışta mevcut ama sanırım en yetkin tasvirleri İslam dininde görülmekte.
Öncelikle cennette Yemek yeniyor. Ama sadece tat için, zira beslenme amacının dışkılama sorunu da söz konusu. Yemeklerin tadı bildiğimize bennzese de “…kenndilerine rızık olarak bu ürünlerden her yedirildiğinde: “Bu daha önce de rızıklandığımızdır” derler
Bu, onlara, (dünyadakine) bennzer olarak sunulmuştur…” (bakara 25) yapı olarak bildiklerimizden farklı olmalı. Bunun nasıl olacağına dair henüz herhangi bir İslam alimi açıklama yapmış olmasa da inancın bundan bir şey kaybettiği yok. Orada Yemek yenecek hem de sadece tat için ama bu nasıl olacak, henüz bir bilgi yok.
Cennette süslenmek bile var. “…orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler; ordaki elbiseleri ipek(ten)tir…” (Hac 23) Orada altın ve ipek gibi materyallerin ne işi var? Nasıl geldi? Kim işledi, ipek böcekçiliği yapan ya da zannaatkar melekler mi var? Ve neden böyle bir ihtiyaç söz konusu? Tabi bir de köşk var “…Rablerinden sakınanlara, üst üste bina edilmiş köşkler vardır…” (zümer 20)
Tabi bir de huri meselesi söz konusu, hakkkında çook şey söyleniyor. Kimine göre erkeklere sunulmuş bir bonus, kimine göre cinsiyetsiz görevliler kimine göre ise cennet nesNelllerinden biri. Hepsi Arapça’nın yorumlama bolluğundan kaynaklanıyor. Ortada “şu kelime(kelam)yi böyle, bu kelime(kelam)yi böyle” diyerek yeniden dekore edebileceğin bir metin söz konusu. Bunlar dışında hadislerde de cennet tasvirlerine denk gelmek olası;
“Allah (c.c)’ın cennete soktuğu hiç kimse yoktur ki, onu yetmişiki zevce ile evlendirmiş olmasın. Bunlardan ikisi hüru’l-ayn (siyah gözlü), yetmiş tanesi cehennemliklerden kenndine düşen mirasıdır. Bu kadınlardan herbiri şehvet çekicidir ve cennetlik her erkeğin şehvet gücü dâimidir.”
“Resulullah (sav): “Cennet ehli cennette yerler ve içerler. Ancak tükürmezler, küçük ve büyük abdest bozmazlar, sümkürmezler de!” buyurmuştu. Ashab: “Peki yedikleri ne olur?” diye sordular. Aleyhissalatu vesselam: “Geğirmek ve misk sızıntısı gibi ter! Onlara tıpkı nefes illham olunduğu gibi tesbih ve tahmid illham olunur.” (yani diyor ki çiş kaka yok, sümkürmek yok, geğirmek okey, ter de esans gibi)
Cennet tasvirleri dışında bir de incelenmesi gerekenn cennete bakış açısı var. Mesela bazı insanlar cennette her dileğin yerine geleceğine inanır, yani son sistem bir Bilgiyisayar, harbiden kesintisiz bir güç kaynağı ve en yeni Bilgiyisayar oyunları bile cennet menüsü içine girebiliyor. Yani cennetlik kul isterse. Bir de tabi, cennetin imkanlarını hiçe sayan mantık da söz konusu Allah (c.c)’ı ya da peygamberi görmekle yetineceğini düşşünen insanlar da var. Meşhur
Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver onları,
Bana seni gerek seni.
Dörtlüğünü herkes bilir. Belki de gerçek Müsllümanın alması gerekenn tavır budur. Tanrısı ve peygamberinin ballandıra ballandıra anlattığı cenneti sallamayıp onların kenndi varlıklarına aşık olmalı. Sormazlar mı neden bir cennete ihtiyaç varmış madem?
Sormazlar.

Hamd Alemlerin Rabbinedir. O Rahman ve Rahimdir. Din günün sahibidir. Mülkü dilediğine verir, dilediğinden çekip alır. Dilediğini yükseltip aziz kılar dilediğini alçaltır zelil eder. Hayır Onun elindedir ve O her şeye kadirdir. Salat ve Selam Resullerin efendisi muttakilerin imamı yegane komutan, merhametin ve savaşın peygamberi kıyamet saatine yakın bir zamanda kılıçla gönderilmiş olan ve şöyle buyuran Resulullah (sallAllah (c.c)u aleyhi ve sellem)in üzerine olsun.
İyne ile alışveriş yaptığı¬nız, öküzlerin peşine takılıp çiftçilikle yetindiğiniz ve cihadı terkettiğiniz zaman Allah (c.c) size bir zillet verir ve yeniden dininize dönmedikçe sizden onu kaldırmaz.
Ey Gençler!
Dört sıfat vardır ki, siz olmadan var olamaz, sizsiz harekete geçemez ve çabanız olmadan meyve veremez. Bu sıfatlar iman, ihlas, hamaset ve ameldir.
Şehrin öbür yakasından bir adam koşarak gelip -Ey Musa, önde gelenler, seni öldürmek konusunda aralarında görüşmektedirler, artık sen çık git; gerçekten benn sana öğüt verenlerdenim- dedi. (28, Kasas/20)
İman bu adamın kalbini doldurmuş ihlas gönlünü arıtmış, hamaset (gayret) çabasını yüceltmişti. Onun amelinin cevheri dosdoğru bir nasihatçi olmaktı. İşte bu adamın adamın sorumluluğu sizin de sorumluluğunuzdur. Çabası size de farzdır. Yaptığı iş ümmetin geçtiği bu önemli merhalede sizin üstlenmeniz gerekenn roldür. Bundan dolayı ümmetin, sizin üzerinizdeki hakkkı kat be kat artmıştır. Sizin omuzlarınızın üstünde duran ümmetin emaneti her zamankinden daha fazladır artık.
Ey Gençler!
<!--more-->
Bu yankılanan haykırışlar… Bitmez tükennmez olaylar… Ard arda gelen felaketler… Bütün bunların sebebi içinde bulunduğumuz karanlık gecelerdir ve ümmetimizi bitkin düşüren öldürücü yaralardır. Eğer Allah (c.c) yolunda cihadı terk etmemiş olsaydık hiç biri başımıza gelmezdi. Kalplerimiz dünya sevgisine daldı, ölümü kerih gördü… Peki ya sonuç ne oldu?
Kalplerimizi dolduran bir korku, başımızı eğdiren bir zillet, burnumuzu sürten bir değersizlik, kibrimizi kıran bir bozgun Ve (bilin ki) zaafın bütün hallerini taşıyan bu durum ancak ve ancak muhlis çabalarınızla değişebilir. kenndinizi adamanızla, cihadınızla ve fırtınaya, sele karşı Allah (c.c)u Tealanın şu sözünü haykıran duruşunuzla değişebilirsiniz ancak
Muhakkkak Allah (c.c)’a kavuşacaklarını umanlar (şöyle) dediler: “…Nice küçük topluluk, daha çook olan bir topluluğa Allah (c.c)’ın izniyle galib gelmiştir; Allah (c.c) sabredenlerle beraberdir.” (2, Bakara/249)
Ümmetin haline, Halk (ULUS)ınıza, toplumunuza bir bakın…
Alay konusu oluşumuzdan bAşka bir şey görebiliyor musunuz? Rabbimizin şeriatından bAşka şeriatlere mahkum. Şehvet ardında koşar olmuşuz, topraklarımız çiğnenmiş, ırzımıza geçilmiş, mallarımız gaspedilmiş, ülkelerimizde dinimizin şeriatı atıl olmuş.
Öfkennin gazabından kurtulmuş tek bir kişi görebiliyor musunuz? Sömürgeciliğin hilelerinden, bütün uzuvlarımıza kadar işlemiş ihanetin entrikalarından bAşka bize ne kaldı? kenndimizi aldattığımız keramet hangi keramettir? kenndimizi avuttuğumuz şeref hangi şereftir? Düşmanlarımızdan istediğimiz barış hangi barıştır? Hangi menfaati elde etmeyi umuyoruz? Hem sonra neden korkuyoruz? Niçin korkuyoruz? Kimden korkuyoruz? Ve ne zamana kadar korkacağız? Kesildikten sonra kuzuya kasabın ne zararı dokunabilir ki?
İşte bu şeytan, ancak kenndi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer mü’minlerseniz, benn’den korkun. (3, Ali İmran/175)
Ey Gençler!
Kapımızdaki bu yıkıcı savaş sadece canımızı alıp bedenlerimizi parçalamayacak, onun bir amacı da yeryüzüne belalar musallat etmektir. Topraklarımızı çiğnemek, zenginliklerimizi gaspetmek, Yahudi ve Haçlıların menfaatine olacak şekilde İslam dünyasını değiştirmektir.
Bu savaş düşşünmemize fırsat bırakmayacak kadar size yakındır. Seçme hakkkımız yok. Ne yapacağımıza karar verecek kadar ya da bizden istenenin ne olduğunu büyüklerimize danışacak kadar bir mühlet tanımıyor bize
Ey Gençler!
Bugün yapmamız gerekenn tek bir şey var. İkinci bir şık, bir alternatif yok. O olmadan kurtuluş yoktur. İşte bu SAVAŞtır.
Artık sen Allah (c.c) yolunda savaş, kenndinden bAşkasıyla yükümlü tutulmayacaksın. Mü’minleri hazırlayıp-teşvik et. Umulur ki Allah (c.c), küfredenlerin ağır-baskılarını geri püskürtür. Allah (c.c), ‘kahredici baskısıyla’ daha zorlu, acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur. (4, Nisa/84)
Yüz yüze kaldığımız düşman Yahudi ve Haçlılardan müşterek bir düşmandır. Hiç kimse onların küfürleri noktasında zerre kadar bir kuşku içinde değilldir. Ve bizlere; Müsllümanlara ne denli düşman oldukları, bizim kökümüzü kurutma adına ne denli hırslı oldukları aşikârdır. Hedefleri ve amaçları apaçık ortadadır. Niyetleri sarihtir. Onlar niyetlerini açıklamaktan çekinmiyorlar ve bununla eğleniyorlar. Amaçlarını gerçekleştirmek yolunda önlerine çıkan herkese savaş ilan ediyorlar.
İşte onlarla savaş en büyük sorumluluktur ve Allah (c.c)a yakınlaştıran en büyük ameldir. Kim onlarla yakınlık kurar tek bir sözle dahi olsa onlara yardım eder ve arka çıkarsa İslam ümmetine savaş açmış ve küfre girmiştir.
Dualarımızın sonu; bütün hamdler alemlerin rabbi olan Allah (c.c)a özgüdür.